Günümüzdeki Dini ve Politik Çatışmaların Kökenleri

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Desteklediği, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü “Akademik Mutfak” projesi kapsamında bu hafta Sn. Prof. Dr. Talip Özdeş’in katılımlarıyla “Günümüzdeki Dini ve Politik Çatışmaların Kökenleri” konulu yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirildi.

Günümüzdeki Dini ve Politik Çatışmaların Kökenleri

 

Haber: Miran Mazlum Özgüç

 

Tefsirin içinde farklı konular yer alır; çağımızın içinde bulunduğu problemler vs. Bu problemler nasıl ele alınmalı ve tüm bunların içerisinde geleceğe doğru adım atabilmek için nasıl yol izlemek gerekir? Bu bağlamda insanı ve insanın kurduğu medeniyeti konu olarak alırız, insanın fıtri özelliklerinin dışa yansımasıyla yarattığı her şeyi. Konu olarak tefsir ele alındı.

İnsan kavram yaratabilen bir varlıktır. Düşünce olmadan kavram yaratılamaz, kavram olmadan düşüncelerin aktarılması pek mümkün değildir. İnsan sorgular, deprem nasıl oluyor vs. İnsanın nasıllıkla ilgili sorgulamalarıdır. İkinci boyutu ise varlığın anlam ve gayesi yani "niçin". Bir insan olarak neden varım, ahlaki ve hukukiliğin kaynağı nedir? Bu noktalarda nasıllık ve niçinsellik ayrılıyor. Astronomi evreni keşfetmekle ilgili ama daha çok "nasıllıkla" ilgili. Örneğin bütün yıldız ve galaksilerin nasıl bu düzene geldiği. Ancak niçinselliği sorguladığımızda nasıllıktaki mevcut düzenin meydana geliş tespitinden farklı olarak manevi bir boyutun devreye girdiğini görmekteyiz.

İnsanın kavram yaratan bir varlık olmasının yanında değer yaratan da bir varlıktır. Bilim nötr bir alan olduğu için "değer" üretemiyor. Çünkü değer inşa etme gibi bir görevi yok. Bilim temel olarak var olanın tespitine ulaşır ve bu netice de dünyada mükemmel bir düzenin olduğunu söyler. Bunu söylerken bir "değer" ortaya koymaz sadece olanı tespit eder, bir yaratıcının varlığını tartışmaz. Günümüzde bilim ve teknoloji çok ileri seviyede ancak paralelinde "değerlerin" ileri seviyede olduğunu söylemek mümkün değil, değerlerin yerlerde olduğunu görüyoruz.

İnsanı mutlaklaştırmak, her şeyi bildiğini söylemek doğru değildir. İnsanı mevcut sorulara cevap vermesi ile tüm sorunların cevaplanacağı anlayışı doğru değil. Bir soruya verilen bir cevap berberinde daha çok soru doğurur. Bilimsel olarak bilinen ve bulunan her şey doğru değildir, izafiyeti olduğu bilimin şüphesizdir. İnsanı değer üzerine inşa etmezseniz bir canavar yaratırsınız. Kur’an-ı Kerim’de Habil ve Kabil olayını gösterebiliriz. Burada insanı değer üzerine inşa etmek derken bu oluyor. İmtihan için yaratılan varlığı değer üzerine inşa etmek lazım. Değer üzerine inşası vahiyle olur insanın. Bunu insanların bozgunculuk yaptığı bir dönemde peygamberlerin gönderilmesi ile değer üzerine inşa edilmeleri gösteriyor bize. Baktığımız zaman birbirini tanımayan, dilini bilmeyen peygamberlerin aynı değerleri getirmesi bize bütünlüğünü gösteriyor değerlerin. Ancak bilimde hoca-öğrenci ilişkisinde farklı fikirlerin savunulması bütünselliğin olmadığını gösteriyor bize.

Hayatın her alanında bir müessese kuracaksınız ve birine tevdi edeceksiniz. Ancak bunu liyakati esas alarak yapılması gerekir. Dinimizde kimin nereye geleceğini belirtmez, böyle bir misyonu yoktur. Ancak yapılacak faaliyete ilişkin temel prensipler ortaya koyar.

İnsanın mutlaklaştırılmaması gerektiğini ancak bunun çokça yapıldığını görüyoruz. Lider olanın yanlış yapamayacağı, eleştirilemeyeceğini fikri hâkim. Mantık şu olmalı sistemler insan için midir yoksa insan sistem için midir? Bunu iyi belirlemek lazım. Bunu yanlış belirlediğimiz taktirde bir sosyal patlamanın olacağı kaçınılmazdır. BU noktada yanlış olan şey insanın mutlallaştırılmasıdır. İnsan ihtirasları olan bir varlıktır aynı zamanda tehlikeli bir varlık olup kendisini mutlaklaştırdığı zaman belirttiğimiz gibi sosyal patlamanın olacağı kaçınılmazdır.

Sonuç olarak beşeri sistemler şirk değildir ancak sistem yapılırken sistemin, insanın hak ve hukukuna, ahlakş değerlere, evrensel değerlere uygun bir şekilde inşa edilmesi insana verilen bir görevdir. Hukuk evrenseldir ve hukukun referans alınması gerekir. Kanunla hukuk aynı şey değildir. Her şeyin formülünü dinde aramak yanlış, ilahi vahyin sistem kurmak gibi bir misyonu yoktur. Yani Kur’an-ı Kerim’de sistematik anlamda bir hukuk düzeni, bir iktisadi, bir siyasal sistem bulamayız. Çünkü vahyin böyle bir görevi yoktur. Bunun misyonu Allah insanın aklına ve tecrübesine devrediyor. Ancak temel prensipler ortaya koyuyor.

Vahiy ile vahyin insan tarafından algılanması farklıdır. Onu algılayan insan acizdir, nefis sahibidir, artıları ve eksileri vardır. Buradan hareketle insani düşüncelerin, felsefelerin mutlaklaştırılması yanlıştır. Ben merkezli düşünceler yanlış ve ötekileştirmeye meydan verir. Sadece "ben"in değil "ben ve sen"in var olduğu anlayış ile hareket etmeliyiz.

 

Görsellere ulaşmak için tıklayınız..

 

 

Paylaş:

Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile