Türk Dış Politikasında Afrika

Türk Dış Politikasında Afrika

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Desteklediği, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü “Akademik Mutfak” projesi kapsamında bu hafta Sn. Mustafa Efe’nin katılımlarıyla “Türk Dış Politikasında Afrika” konulu yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirildi.

Türk Dış Politikasında Afrika

HABER: Melinda BÜYÜKTAŞ

 

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Desteklediği, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü “Akademik Mutfak” projesi kapsamında bu hafta Sn. Mustafa Efe’nin katılımlarıyla “Türk Dış Politikasında Afrika” konulu yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirildi.

Sayın Efe, Türkiye’nin Afrika ile tarihten gelen bağlarına dikkat çekerek, Türk-Afrika politikasının önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Geçmişte özellikle başta Kuzey Afrika olmak üzere bu kıtada çok geniş bir coğrafyada varlık gösterdiğimizden dolayı bu bölgenin Türk dış politikasında en az Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar kadar önemli rol oynamasının kaçınılmaz olduğuna dikkat çekti.

1912’de imzalanan Uşi Antlaşmasıyla, Osmanlı Devleti’nin Afrika’daki son toprağı olan Libya’yı kaybetmesiyle uzun süre bu kıtayla etkin temas kurulamadığını ifade etti. Ancak 1951’de Libya’nın bağımsızlığını kazanmasıyla atanan ilk başbakanın Sadullah Koloğlu isimli bir Türk olduğunu ifade edip toprak kaybetmiş olmanın aradaki bağları koparmadığına dikkat çekti.

Efe, daha sonra Afrika’daki temsilciliklerimizin tarihçesinden bahsetti. Türkiye, cumhuriyet kurulduktan sonra da daha 1926 yılında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Afrika kıtasındaki ilk Büyükelçiliğini açarak Afrika’ya olan ilgisini göstermiştir. Afrika ülkeleri de Türkiye’nin vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı mücadelesini takdirle izleyerek rehber edinmişlerdir. Buna rağmen 1945 yılına kadar Afrika’yla olan ilişkilerimizin kötü olduğunu söyledi. Kıbrıs konusunda Afrika ülkeleri Rum kesimini destekleyince Türkiye Kıbrıs konusunda Dünyayı ikna etmek için heyetler gönderme kararı aldı. Bu noktada Afrika ülkeleri ile ilk defa ilişkiler kurma düşüncesi ortaya çıktı. Fakat bu sadece Kıbrıs konusunda destek bulmak için idi. 1969’da İslam İşbirliği Teşkilatının kurulması en azından toplantılar sırasında kimi Afrika ülkeleri ile biraraya gelme fırsatı ortaya çıkardı.

Ardından Özal döneminde Türkiye’nin yurt dışına açılması ve özellikle ithalat/ihracatın artması sebebiyle Afrika ile olan ilişkilerimizde iyileşme olduğunu söyledi. 20. yüzyılın sonuna kadar Afrika ile ilişkilerimizde çok az ilerleme kaydedilirken 1996 yılında 57. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Mısır, Libya ve Nijerya’ya ziyaretler gerçekleştirdi. Bu ziyaret ile temelleri atılan D8 ile Afrika ile ilişkilerimiz Soğuk Savaş dönemindeki gibi herhangi bir tarafa yanaşmadan kendi politikası olarak ilk defa ivme kazanmaya başlamıştır. Türkiye’nin, özellikle 15 Haziran 1997 yılında D8 kurulduğu zaman Afrika Kıtasının iki büyük ülkesi Mısır ve Nijerya’yı içine alması Türkiye’nin Afrika politikasında köklü bir değişiklik olarak görülmüştür. 1998 yılında Afrika ülkeleriyle siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik ilişkilerimize bir ivme kazandırmak amacıyla “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” oluşturulmuştur. Fakat 2002 yılı sonuna kadar siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar sürdüğü için bu eylem planı uygulamaya geçememiştir.

2002 yılında Türkiye’de doğan yeni bir dış politika felsefesi sayesinde tarihi-coğrafi-felsefi derinliğe uygun bir irade oluşturulmuştur. Bu iradeyle Türkiye’nin bir Avrasya ülkesi olduğunun, tarihi ve kültürel geçmişin hatırlanmasının sağlanmasıyla Afrika ile ilişkilerin yeniden gelişmeye başladığını ifade etti. 2005 yılının hükümetimiz tarafından Afrika Yılı olarak ilan edildiğin ve yine 2005 yılında Afrika Birliğinde gözlemci üye ülke statüsü kazandığının altını çizdi. Ocak 2007’de Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya’da düzenlenen Afrika Birliği toplantısının onur konuğu oldu ve bir konuşma yaptı. Türkiye-Afrika İşbirliği zirveleri 2008 yılında İstanbul ve 2014 yılında da  Malabo’da gerçekleştirildiğini ifade etti. Çok hızlı şekilde açılan büyükelçiliklerin olduğunu ve bütün gelişmeler dikkate alındığında Türkiye’nin bu bölgeye verdiği önemde geçmişe nazaran bir artışın söz konusu olduğunu söyledi. 2015 yılı sonunda Türk-Afrika Düşünce Kuruluşları buluşmasına dikkat çekip Türkiye’nin Afrika’ya verdiği önemin giderek arttığını vurguladı.

Bütün bunlarla birlikte Türkiye’nin Afrika politikasına daha çok ağırlık vermesi gerektiğini, aksi takdirde bu boşluğun Gülen okulları ve belli sivil toplum kuruluşları tarafından doldurulduğunu bu yapılaşmanın ülkemizin Afrika politikasını tehlikeye attığını ifade etti. Afrika’da sadece insani yardımlar konusunda odaklanmanın da sürdürülebilir fakirlik inşa ettiğinin altını çizdi. Kıyamete kadar yardım yapmanın (erzak, gıda) çözüm olmadığını, teknik destekten ziyade oradaki kaynakları işleyecek insan yetiştirmenin çözüm olacağını vurguladı.Bağlantı

Sömürgeciliğin eski ve yeni bütün formlarıyla Afrika kıtasına yeniden dönüşünün planlarının yapıldığı bir zamanda Türkiye’nin işbirliği ve dayanışma merkezli Afrika Açılımının çok büyük bir değer ifade ettiğini dile getirdi.

Sayın Mustafa EFE, konuşmasının sonunda Türkiye’den beklenenin Afrika’ya tüm emperyal güçlerden uzak olarak kendisi olarak gelmesi ve orada bir sistematik perspektif oluşturması olduğunu ve bu perspektifin de kendi tarihi, dini ve kültürel geçmişimizden beslenmesi gerektiğini ifade etti.

Ders, SDE Akademi Ankara öğrencilerinin soruları ve Sn. Mustafa Efe’nin yanıtlamaları ile sona erdi.

 

Görsellerin tamamına ulaşmak için tıklayınız..

 

Paylaş:

Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile