“İslam Medeniyetinde Mekân Tasavvuru” başlıklı ders gerçekleştirildi.

“İslam Medeniyetinde Mekân Tasavvuru” başlıklı ders gerçekleştirildi.

Stratejik Düşünce Enstitüsü ve İlim Yayma Cemiyeti Kayseri il Şubesi beraberliğinde gerçekleştirilen SDE Akademi Kayseri, bu hafta Yard. Doç. Dr. Kadir Kan “İslam Medeniyetinde Mekân Tasavvuru” başlıklı yuvarlak masa toplantısını gerçekleştirdi.

“İslam Medeniyetinde Mekân Tasavvuru” başlıklı ders gerçekleştirildi.

 

Zaman ve mekân varlığın iki farklı yönüdür. Doğru bir medeniyet tasavvuruna sahip olmak için doğru bir mekân tasavvuruna sahip olmak zaruridir. Mekân algısını doğru tayin edemeyen toplumlar başkalarının mekân anlayışlarını, dolayısıyla medeniyetlerini taklit ederler. Şuan için zihin dünyamızdaki mekân algısı maalesef batı merkezli mekân tasavvurunun etkisindedir. Ortadoğu, yakın doğu, uzak doğu gibi nitelemeler hep batı merkez alınarak kurgulanmıştır. Kime göre uzak doğu, yakın doğu… Günümüz itibariyle medeniyetin merkezinin batı olduğu algısı ile haritanın merkezinde batının yer alması birbirini tamamlayan durumlar gibi görünüyor.

Kur’an-ı Kerim’de iki doğunun ve iki batının Rabbi ifadesi tefsircilerin diğer bütün açıklamalarının yanı sıra yön kavramının izafiliğine işaret eder. Buradan hareketle mekan kavramı da izafidir ve ona yüklediğiniz anlama göre değer kazanabilir. Bu durum bizim medeniyetimizde şerefü’l-mekan bi’l-mekin olarak ifade edilir ki, mekanın kıymeti içindeki kıymetli insanlardan kaynaklanır olarak özetlenebilir.

Tarih boyunca İslam coğrafyacılarının çizdiği haritalarda merkez İslam dünyası olmuştur. Dünyayı 7 iklime (ana bölgeye) ayıran İslam coğrafyacıları insan yaşamına ve gelişmeye en uygun yer olarak tanımladıkları dördüncü iklimin İslam dünyası olduğunu ve en büyük medeniyet merkezlerinin bu kuşakta geliştiğini ifade ederler. Ortaçağda Çinliler tarafından çizilen haritaların merkezinde de Çin yer almaktadır. Bu, aslında toplumların kendilerini haritanın merkezinde görmek istemelerinden kaynaklanan bir noktaya kadar olağan ve anlayışla karşılanabilecek bir durumdur.

Modern dönemde çizilen dünya haritaları da aynı özellikleri taşımakta ve Avrupa merkezli olarak çizilmektedir. Fakat onları diğerlerinden ayıran en can alıcı nokta bu haritaların herhangi bir sübjektifliğe ve yoruma açık olmayıp son derece bilimsel ve genel geçer en doğru çizimler olduğu şeklindeki genel kabuldür. Ne var ki günümüz haritaları için ana projeksiyon olarak kullanılan mercator projeksiyonu ile ilgili kısacık bir araştırma bile onun yerkürenin bazı bölgelerindeki kara parçalarını diğerlerinden büyük resmettiği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle kutup bölgelerindeki toprakları görsel olarak ekvatora yakın olanlardan büyük göstermekte, pek çok ülke yüz ölçüm olarak küçük olmasına rağmen diğerlerinden daha büyük olduğu algısı oluşmaktadır. Bu durum elbette teknik bazı sebeplerle izah edilebilir. Ancak on altıncı yüzyıldan günümüze kadar pek çok alternatif ve daha doğru çizimlere imkan sağlayan Gall, Peters gibi projeksiyonlar geliştirilmiştir. Buna rağmen bugün Google Maps’de bile mercatorun kullanılmaya devam edilmesinin bilimsel olmayan bazı sebeplerinin bulunduğu konusunda kimi araştırmacılar ciddi kuşkulara sahiptirler.  Kimilerinin dediği gibi mercator, bir projeksiyon olmaktan öte, bazı güçlü devletler tarafından dünyanın daha kolay idare edilebilmesi için propaganda amacı ile kullanılıyor olabilir mi? diye sormadan edemiyor insan..

Öğrencilerden gelen sorular ve değerlendirmelerden sonra yuvarlak masa toplantısı tamamlandı.

 

Görsellerin Tamamına Ulaşmak için Tıklayınız..

 

 

Paylaş:

Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile