1950–1960 Yılları Türkiye’nin Demokrasiye Geçiş Dönemi Sancıları

1950–1960 Yılları Türkiye’nin Demokrasiye Geçiş Dönemi Sancıları

2014 Yılı Gençlik Projeleri Destek Programı Kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı Tarafından Desteklenen, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü ‘Bir Meslek Olarak Akademisyenlik’ projesi kapsamında 07.03.2015 Cumartesi günü saat 10.30’da Sn. Ercan Demirci’nin katılımıyla “1950–1960 Yılları Türkiye’nin Demokrasiye Geçiş Dönemi Sancıları’’ başlıklı yuvarlak masa toplantısı 18 kişinin katılımıyla 1 gün süreyle, Stratejik Düşünce Enstitüsü Fuaye salonunda gerçekleştirildi.

1950–1960 Yılları Türkiye’nin Demokrasiye Geçiş Dönemi Sancıları

 

 

Haber: Ezgi Tanrıverdi

 

2014 Yılı Gençlik Projeleri Destek Programı Kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı Tarafından Desteklenen, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü ‘Bir Meslek Olarak Akademisyenlik’ projesi kapsamında 07.03.2015 Cumartesi günü saat 10.30’da Sn. Ercan Demirci’nin katılımıyla “1950–1960 Yılları Türkiye’nin Demokrasiye Geçiş Dönemi Sancıları’’ başlıklı yuvarlak masa toplantısı 18 kişinin katılımıyla 1 gün süreyle, Stratejik Düşünce Enstitüsü  Fuaye salonunda gerçekleştirildi.

 

 

1500’lü yıllarda Avrupa hem kendi gerçekliği içinde sıkışmış hem de doğudan Osmanlı tarafından "Türkler" tarafından sıkışmıştır. Batı özellikle Avrupa 1500lü yıllarda dünyanın muhtelif yerlerine heyetler seyyahlar gönderir. Seyyahlık geçmişte devlet adına daha çok yapılan devletin görevlendirdiği kişilerin uğraşıdır. Avrupalı seyyahlar seyahatnamelerinde Türk kavramını sosyolojik bir kavram olarak okurlar. Birincisi Türk’ü barbar anlamında kullanırlar, ikincisi bu barbarlığın içerisine "gavurluk"ta yüklerler. Gâvurluk onlar için Hıristiyan olmayan herkestir. En nitelikli gâvurda Müslümandır, onlar nezdinde. Üçüncü olarak da göçebelikten bahsederler. Türk denildiğinde bir ırktan bahsetmezler bundan dolayı onlar için Türk’te, Kürt’te, Arap’ta, Farsi’de bu kavramla tanımlanır. O seyahatnamelerde ve bugüne dair yazılan kitaplarda da 1500’lü yıllarda Avrupa bir sancı yaşadığını görebiliriz. Bizler ise 1500’lü kendi medeniyetimizi dorukta olduğunu düşünüyoruz, mevzu İstanbul ise mevzu balkanlarda şehir hayatı ise dorukta bir medeniyetten bahsedebiliriz. Ve hatta 1550’li yıllarda elde ettiğimiz bu medeniyet seviyesi 1600’lü yılların başında Lale Devri gibi bir aydınlanma hikâyesiyle teşebbüsümüzü sağlamış fakat bizim medeniyetimizin şehrin dışına şehirde de elitin dışına çıkamaması Lale Devri gibi bir aydınlanma teşebbüsünü zevk ve sefa düşkünlüğü sebebiyle süreç akim kalmıştır. 10–12 sene içerisinde bitmiştir.

 

     Cumhuriyet kurulduktan sonra kendini gerçekleştirebilmek adına bir ötekine ihtiyacı vardı o öteki de Osmanlıydı. Osmanlıyla öteki ilişkisi olmasına rağmen Cumhuriyet, Osmanlı’da lale devri nasıl algılanıyorsa Türkiye Cumhuriyeti devleti de Lale Devrini öyle algılar. Sn. Ercan Demirci Lale Devri’ni Avrupa’daki aydınlanmayı aynı anda hissetmiş İstanbul ve Osmanlı elitini paralel yürüme kaygısı olarak ifade ediyor. Özellikle bizim okyanuslara alışık olmayan bir donanmaya sahip olmamız Avrupa’nın genişliğiyle aynı anda aynı adımı atamamaya sebep olmuştur. 1700lü yıllar Avrupa kıtasında açısından olgunlaşma dönemi. 1700lü yılların ortalarına doğru ise bu olgunlaşma Avrupa’dan Amerika kıtasında yaşanıyor. Çünkü Amerika’nın keşfinden sonra içeride bunalan zümreler çıkış aradıklarında bu çıkışı daha çok yeni keşfedilen Amerika’ya göç ederek buluyorlar. Amerika’ya ilk giden zümreler yeniye aç yeniye muhtaç insanlar hayatlarında risk alabilen insanlar, ikinci bir zümre ise Avrupa’daki katolizmden dolayı yaşama imkânı dinlerini ve hayatlarını bulamayan Katolik düşüncenin dışındaki Hıristiyan fraksiyonlar özellikle de Protestanlar, üçüncü zümre ise Yahudiler.

 

   1700’lü yılların ortalarına doğru özellikle Amerika’da bu Avrupa’da kast edilen aydınlanma daha sakin daha nitelikli bir şekilde yaşanıyor. Amerika’da yaşanılan bu rahatlama Avrupa’yı da etkilemesi hesaba katarak Fransız Devrimi değerlendirmek gerekiyor. Yani Sn. Ercan Demirci Avrupa’nın Amerika’yı mayalaması Amerika’nın Avrupa’yı mayalaması neticesinde anonim bir hikâye olarak değerlendiriyor Fransız Devrimini. İstanbul ve Balkanlardaki Osmanlı eliti Avrupa’da yaşanan bu hikâyenin çok dışında değil. 1800lü yıllarda Osmanlı dünyaya bakışları itibariyle Avrupa’yla tek farkları Müslüman oluşlarıdır. Avrupa’da yaşanılan olayları takip etmişlerdir bu yüzden Avrupa ile Osmanlıyı birbirinden habersiz iki dünya olarak görmemeliyiz birbiriyle iç içe iki dünya olarak görmememiz gerektiği gibi. Abdülhamit’in Osmanlı’nın yaşadığı çöküşü aza indirebilir miyim düşüncesiyle hareket etmiş ancak olmamıştır. Abdülhamit’in kurduğu okullarda bir nesil bir kuşak inşa etmek istedi. Bunu bir hastalık olarak değerlendiren Sn. Ercan Demirci bizler bir soyut hülyanın içine düştüğümüzde bir nesil inşa etmek isteriz sözleriyle Abdülhamit’in hedefini anlattı. Abdülhamit’inde yetiştirdiği talebeler onun sonunu getirdi. Abdülhamit’in dinamizmini kaybettiği 1900’den hemen sonra bu talebeler Abdülhamit’in artık devam edemeyeceğine karar verdiler ve ipini hazırladılar.

 

    Abdülhamit’i nasıl tahtan indiririz, meşrutiyeti tatil edilen meclisi tekrar nasıl hayata geçiririz düşüncesi içerisine girdiler. 1800lü yıllardaki gerçeklik 1900lü yıllarda ses olarak terakki etmiştir. 1902 yılında İttihat Terakki’nin kongresinde yönetim tarzıyla alakalı çok ciddi bir tartışma meydana geldi. Fransız ekolünden gelenler, pozitivistler, merkeziyetçiler Ahmet Rıza başkanlığındaki ekibi ile İngiliz ekolü Prens Sabahattin ekibi yani âdem-i merkeziyetçi fikrini yani liberalizmi isteyen ekip arasında bir çatlama olur. Bu çatlama neticesinde de İttihat Terakki’de de bir çatlama meydana gelir. Demokrat Parti’nin zemini İttihat Terakki’dir. Bugün var olan bütün partilerin zemini İttihat Terakki’dir. Çünkü İttihat Terakki bizdeki ilk siyasal organizasyondur. Monarşi döneminde devlete rağmen devletin dışındaki tek siyasal organizasyon olmayı başardığından dolayı İttihat ve Terakki bütün partilerin zeminidir.

 

      1902 kırılmasından sonra Demokrat Parti ve türevi olan partiler muhafazakâr liberallik, Prens Sabahattin üzerinden değerlendirilir. 1902’deki bu çatlama neticesinde prensin grubu ve siyasal düşüncesi çok işlevsellik kazanamamış 1908 devrimini gerçekleştiren İttihat ve Terakki bir kaç sene sonra yönetimi ele almıyor daha sonra yönetimi ele alıyor. İttihat ve Terakki içerisinde devletler bazında Fransız ekolü, İngiliz ekolü, alman ekolü ve Rus ekolü de görülüyor. Birinci Dünya Savaşı’nda savaşa girmek isteyen İttihat ve Terakki Cemiyeti İngilizlere savaşa dâhil olmak istiyor ancak İngilizler beraber savaşa girmeyi reddediyor. İttihat ve Terakki Almanların başarılı olamayacaklarını düşünüyorlar. Bu savaş bittikten sonra galibin ilk odaklanacağı Osmanlı’nın olması, beklemeden üzerlerine gitmek istemeleri galibi beraber belirlemek için savaşta sona kalmak istemiyor bu yüzden Almanya ile beraber savaşa girmeye karar veriliyor. Almanya Osmanlı ile savaşa girmek istiyor çünkü ise dikkat ve güç dağıtacak unsur olarak görüyor.

 

    Savaş sonu neticesi itibariyle Osmanlı Devletinin bitişi 1918 Sevr ile gerçekleşiyor. Bizim için geçici zemin takdir ediliyor bu geçici zeminde Anadolu. Osmanlı padişahları Abdülhamit’e kadar kendilerini Balkan hükümeti gördükleri için Anadolu’yu risk olarak gördüklerinden dolayı yatırım yapmamıştır. Abdülhamit yatırım yapmıştır. Bundan dolayı Türkçülük, Osmanlıcılık ve sonrasında İslamcılık hikâyesinin içinde Abdülhamit vardır. 1918 ile 1923 yılları arasında bu pazarlıklar neticesinde cumhuriyetle alakalı kararlar verilmiştir. Aslında cumhuriyetle alakalı karar Osmanlının kendi içerisinde 1850’li yıllarda tartışılan bir meseledir. Cumhuriyet sadece Osmanlı’ya dışarıdan dikte edilen bir şey değildir. Cumhuriyet’in hikâyesini Fransız Devriminden sonra aydınlar, entelektüeller olarak tartışılmıştır. Geçişle alakalı saltanat ailesi dışında nitelikli ailelerimiz olmadığından dolayı süre uzamış. Saltanat ailesi içerisinde monarşiden meşrutiyete geçilememiş.

 

    1920 ile beraber Cumhuriyet Halk Fırkası sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi kurulur. İttihat ve Terakki gözden düştükten sonra İttihat Terakkicilerin hürriyetten de gelen ekiple beraber gelen kurduğu bir fırkadır. Cumhuriyet Halk Fırkası içerisinde pozitivistler liberaller sosyalistler komünistler muhafazakârlar vardı. İlk meclis nitelikli ve zengin bir meclistir. İkinci meclis açılmış ve 29 Ekim 1923 yılında verilen kararla Cumhuriyet Halk Fırkası cumhuriyeti ilan ediyor. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırka her ikisi de 1902’deki Prens Sabahattin ekolündendir. Ekonomik ve ideolojik anlamda liberalliği benimserler sosyal anlamda muhafazakârlığı benimserler. 1929 Ekonomik Buhranı dünyada faşizmin ve devletçiliğin önünü açmıştır. Zorlayıcı unsur oluşunu beslemiştir. 1930’dan itibaren 1920’de Birinci Dünya Savaşı’ndaki milliyetçiliğin biraz daha zararlı hale gelmesiyle beraber faşizm iktidarları 1930’da faşizm bir moda haline gelmiştir. Ve bu moda dünyanın birçok yerinde nüksetmiştir. Türkiye’de ise 1930–1938 arasında dışa karşı yumuşak faşizm içe karşı sert bir faşizm iktidarı vardır.

 

    Kentler toplumun korktuğu yer haline gelmiştir. 1946 yılına kadar faşizm modası devam etmiş ve liberal düşünce faşizmi yenmiştir. İsmet İnönü iktidarı sırasında farklı sesleri Cumhuriyet Halk Partisi etrafında topluyor 1920’li yılların Cumhuriyet Halk Partisi gibi çok seslilik hâkim oluyor. Bununla beraber ekonomiye dair tedbir adımları atıyor. Bunlardan biri Varlık Vergisi. Varlık Vergisi’ni krizden kurtulmak için çıkarılıyor. Halktan çok sert vergiler isteniliyor bu vergiler verilemediği sürece Erzurum Aşkale’deki taş ocaklarında bir çile hayatı yaşanıyor. İkinci bir adım ise Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu. Demokratik Parti’yi anlayabilmek adına da önemli olan bu kanun devletin yöneticileri halkın toprağını gasp eden ağalardan beylerden toprağı alıp halka dağıtmak. Amaç Anadolu’da kendini gerçekleştiren 1930’dan itibaren yaşanan olaylar neticesinde oluşan burjuva sınıfını elemine etmeyi hedefleyen bir yaklaşım. Özellikle orta ve küçük çapta arazi sahibi insanları üretmeyi hedefliyor büyük arazi sahibi insanları da yok etmeyi hedefliyor. Ancak Çiftçiyi Koruma Kanunu halk nezdinde bir karşılık bulamıyor. Çünkü arazinin %70’i devletin %30 içindeki bir manipülasyon çokta bir taban teşkil etmiyor. Buna rağmen Anadolu eşrafına karşı olan bu yaklaşım CHP içinde de bir kırılmaya sebep oluyor bu kırılma neticesinde Demokrat Parti görülüyor. Bu çatışmanın özünde ise İstanbul ve Ankara elitleri ile taşra elitleri arasındaki mücadeledir.

 

     Demokrat Parti kurucularına taşıyıcılarına baktığımızda Anadolu’da Toprak ağası insanlardır. Bu mücadeleye sokan sebep Ankara İstanbul elitleri Anadolu’dan gelen bu elitler toprağa sahipler hem paraya sahipler hem de halk desteğine sahip olmaları. 1945 İkinci Dünya Savaşı, Birinci Dünya Savaş’ı ne için bittiyse bu savaşta o sebepten bitiyor. Ancak Amerika savaşı uzatan taraf. Savaşa dâhil olamayan Amerika savaşı finanse ediyor ve Fransa ve İngiltere’nin de güçten düşmesini istiyor. Birinci Dünya Savaş’ını iyi okuduğundan dolayı ABD İkinci Dünya Savaşı’nı istediği gibi kurguluyor, yönetiyor. Sonlara doğru savaşa dâhil oluyor. ABD ve Rusya kuruldukları andan itibaren ortak düşmanları Avrupa’dır. Bu sebepten dolayı birbirilerine yakındırlar. Ortak düşmanları kendileri gerçekleştirme mücadeleleri Avrupa’ya karşı olduğu için dostturlar 1945’e kadar ve 1945’ten sonra da olduğu gibi. Ama 1945’ten sonra kazançlarını egemenliklerini devam ettirmek hususunda bir sanal bir savaş icat edip dünyayı iki devletten birine mahkûm etmeyi amaçladılar. Ve 1945’ten hemen sonra dünya ikiye bölündü ABD ve Rusya.

 

      1946’da Stalin Artvin Ardahan ve Kars’ı talep etmiş. İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olmamıza rağmen Rusya’nın karşısında durma gücümüz olmadığını bilen İnönü bu ortamda ABD ile dünyanın yeni patronu ile ilişkiler kurulmuştur.. ABD kabul etmiş, ancak siyasal iktisadi sosyal ve kültürel rejim değişikliği istemiştir. Bu sırada CHP çevresinde 1945–1946 yıllarında toprak politikası ile alakalı mevzu da taşra kökenli eşraf CHP içinde ciddi bir muhalefete sebep oluyor bu muhalefet neticesinde en son somut olarak Adnan Menderes, Fuat Köprülü Refik Koraltan partiden atılıyorlar. Atılmalarının sebebi ise Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile alakalı verdikleri tasarı ve bu tasarı neticesinde parti disiplin kurlu tarafından atılıyor. Celal Bayar ise partiden ve milletvekilliğinden istifa ediyor. 1946 yılında çok partili rejim hayata geçiliyor. Dünya’da bu durum kavgayla olur ancak bizim ülkemizde Celal Bayar’ın İnönü’ye bir parti kurmak teşebbüsünde olduğunu söylüyor ve İnönü izin veriyor. Yaşanan olaylar neticesinde çok partili rejim kararı bir devlet kararıdır.

 

      Celal Bayar Adnan Menderes Fuat Köprülü ve Refik Koraltan 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kuruyorlar. 1946–1950 arası muhalefet dönemi, Demokrat Parti bu ara da nitelikli bir muhalefet yapıyor. Bu muhalefet esnasında kendi içerisinde kırılmalarda meydana geliyor, 1948 yılında da Millet Partisi kuruluyor. 1950’lerin ortasında kapatılmış, ardından 1960’da tekrar kendini gerçekleştirdi. 14 Mayıs 1950 yılında DP iktidara geliyor. DP %52,7 oy oranıyla 408 milletvekili, CHP %39,5 oy oranıyla 69 milletvekili çıkarmıştır. Oy oranlarındaki bu durum CHP’nin seçimde önce yapmış olduğu iş bu durumu doğurmuştur. Meclis başkanı Koraltan, DP kurucusu Celal Bayar 387 oy oranıyla Cumhurbaşkanı oluyor. 1954 yılında tekrar bir seçim gerçekleştiriliyor yapılan seçimlerde DP %57,5 ile 502 milletvekili CHP ise %35,2 ile 31 milletvekili çıkarmış, yapılan cumhurbaşkanı oylamasında 486 oy alarak Celal Bayar bir kez daha partili Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. DP’nin 1954’te yeniden iktidara geliyor ve DP de bir rahatlama oluyor bunun sebeplerden biri de halkın 1930 ve 1940’ları yaşamış darboğazlılık yaşanan sıkıntıların zihninde çok canlı olması, Marshall yardımları durumumuzu toparlamamıza sebep olmuştu, 1952 yılında NATO’ya girmemiz bir moral olmuştur, DP 1954 seçimi için bir motivasyon sebebidir. DP devletçi politikadan uzaklaşmış daha liberal politikalarla bir canlılığa sebep olmuştur.

 

     Bu arada 1950 ile 1954 arası ekonomik anlamda yapılan işler yaşanan rahatlık demokrat partinin demokratlık anlamında bir takım iç politika ve dış politikayla alakalı eleştirilere sebep olmuştur örneğin İsmet İnönü’ye 12 oturuma katılmama cezası verilmesi, halk evleri, köy enstitüleri kapatılıyor, DP’den ayrılan Millet Partisi laiklikle alakalı bir risk potansiyeli barındırdığı için kapatılıyor. 1954 ve 1957 yılları arasında DP içinde anlaşmazlıkla yaşanıyor. 1954’te gerçekleşen seçim karşılığında alınan milletvekili sayısı bu çoğunluk sistemden kaynaklı CHP’nin oy oranı, meclis müessesesini anlamsızlaştırıyor. Bu anlamsızlaşma DP’yi de etkiliyor, demokrasi denilen kavram tezahürlerinden birisi olmaması gereken bir sonuç. 1954 ile 1957 arasında DP’nin demokrasiyle imtihanı çokta başarılı geçmiyor. 1957 seçimlerinde DP 424 CHP 178 ise oy alıyor. 50’li yıllarda Varşova ve NATO paktı arasında yaşanan gerginlik kendini tam olarak gösteriyor ve Türkiye’de bu durumdan etkileniyor. Yunanistan’ın Kıbrıs üzerinden teşebbüsleri 12 adalar sorunu iç dengeleri tahrik ediyor sokaklar hareketlenmeye başlıyor. 1950li yıllarda ilk defa üniversiteli öğrenciler siyasi ağırlıklı hususlarda kendilerini hissettirmeye başlıyorlar. Bir kargaşa ortamı oluşuyor.

 

     1955’ten itibaren Menderes hükümeti bir denge politikası izleme konusunda 55’ten önce olmadığı kadar Rusya’yla ilişki kurma azmi içerisinde. Bu teşebbüs NATO ve batıyı rahatsız ediyor ve neticesin 1960’lı yılına geldiğimizde sistem artık kilitleniyor, bir sabah radyo binasında Alparslan Türkeş, bir kurmay albay, bir radyo konuşmasıyla darbeyi ilan ediyor darbenin ilan edilmesinden sonra DP kapatılıyor. Kapatılmasının ardından yargılamalar başlıyor ve ülkenin başbakanı ve hükümet kadrosundaki arkadaşları idam ediliyor, birçok insan da ya sürgüne ya da hapse mahkûm ediliyor. Ve DP kurumsal anlamda bitmekle beraber DP türevleri siyasi hayatımıza 1960’dan hemen sonra adım atıyorlar.

 

Gerçekleştirmiş olduğumuz yuvarlak masa toplantısı, arkadaşlarımızın soruları ve Sn. Ercan Demirci’nin önerdiği okumalar ile son bulmuştur.

 

Paylaş:



Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile