Ortadoğu’da Dini İlişkiler ve Siyaset

Ortadoğu’da Dini İlişkiler ve Siyaset

2014 Yılı Gençlik Projeleri Destek Programı Kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı Tarafından Desteklenen, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü ‘ Bir Meslek Olarak Akademisyenlik’ projesi kapsamında 20.02.2015 Cuma günü saat 17.00’da SDE Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin’in katılımıyla “Ortadoğu’da Dini İlişkiler ve Siyaset’’ başlıklı yuvarlak masa toplantısı 32 kişinin katılımıyla 1 gün süreyle, Stratejik Düşünce Enstitüsü Toplantı Fuaye salonunda gerçekleştirildi.

Ortadoğu’da Dini İlişkiler ve Siyaset

 

Haber: Şeyma Hacıosmanoğlu

 

2014 Yılı Gençlik Projeleri Destek Programı Kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı Tarafından Desteklenen, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün yürüttüğü ‘ Bir Meslek Olarak Akademisyenlik’ projesi kapsamında 20.02.2015 Cuma günü saat 17.00’da SDE Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin’in katılımıyla “Ortadoğu’da Dini İlişkiler ve Siyaset’’ başlıklı yuvarlak masa toplantısı 32 kişinin katılımıyla 1 gün süreyle, Stratejik Düşünce Enstitüsü  Fuaye salonunda gerçekleştirildi.

 

Toplantımız, Batı kökenli bir disiplin olan Uluslararası İlişkilerin ve özelde Uluslararası Teori’nin din faktörünü ihmal etmesi nedeniyle, özellikle Ortadoğu gibi bir coğrafyada, bölgenin “teopolitik’’ini anlamadan yapılacak analizlerin her surette eksik kalacağı temelinden hareketle gerçekleştirilmiştir. Buradaki din olgusu, sadece İslamiyet’e değil, aynı zamanda Hıristiyanlık ve Yahudilik dinlerine ve bu üç semavi dinin mezheplerine, mezheplerin kendi içerisindeki kollarına da işaret eder anlamda kullanılmıştır. Doç. Dr. Mehmet Şahin’in ifadeleriyle; vahhabiliği bilmeden Suudi Arabistan’ı, Şiiliği bilmeden İran ve Irak’ı, Yahudiliği bilmeden İsrail-Filistin meselesini, Marunîliği bilmeden dinsel ve mezhepsel çeşitliliğini siyasal sistemine yansıtan Lübnan’ı anlamak tam olarak mümkün olamayacaktır. Bu bağlamda, “Ortadoğu’da Dini İlişkiler ve Siyaset’’ başlığını incelerken, karakteristik olarak genel bir hat çizebilmemize imkân tanıyan dört ülke ele alınmıştır; İsrail, Filistin, Suudi Arabistan ve İran.

Öncelikle İsrail’in siyasal ve toplumsal yapısı ele alınmış, %2’lik seçim barajı dolayısıyla koalisyon hükümetleri ile süregiden bir siyasal yaşamda, koalisyona katılan küçük partilerin büyük çoğunluğunun radikal sağ gruplar olduğu ve İçişleri Bakanlığı gibi önemli bakanlıkları ellerinde bulundurdukları, bunun da İsrail-Filistin barış görüşmeleri bağlamında örneğin yerleşim alanları gibi kilit bir meselenin çözülebilmesinde ortaya çıkardığı yıkıcı etkileri belirtilmiştir.

“Ortadoğu Barış Süreci neden barışla sonuçlan(a)maz?’’ sorusu tartışılarak toplantıya deva edilmiştir. Barış sürecinin, barış ile sonlanabilmesinin önündeki en temel engeller; Kudüs’ün statüsü, Yahudi yerleşim yerleri meselesi ve Filistinli mültecilerin durumu olarak ifade edilmiştir. Sürecin her iki tarafının da bu konularda geri adım atmayacağı ve 1991’de başlayan barış sürecinden itibaren herhangi bir ilerleme kaydedilemediği ve bilhassa Siyonist lobinin bu konularda hiçbir şekilde taviz vermeye yanaşmadığı, tam aksine aşırı dinci kanaat önderleri vasıtasıyla takındığı radikal tutumun, barış sürecinin ilerleyebilmesinin önünde engel oluşturduğu belirtilerek; siyonizme desteğin sadece Yahudilerden gelmediğinin ve İsrail’in arkasındaki ABD desteğinin sadece ABD’nin bölgedeki petrol çıkarlarıyla açıklanamayacağının, var olan Hıristiyan Siyonistlerin ve hatta var olması muhtemel gözüken Müslüman Siyonistlerin dahi ilerleyen süreçte şaşırtıcı bir sonuç olmayacağının altı çizildi. Pratikte zaten bir Yahudi devleti olan İsrail’in, kendisini ‘’İsrail Yahudi Devleti’’ olarak ilan etmeyi ertelemesinin nedeninin de, İsrail nüfusunun %20’sini oluşturan Arap nüfusun azınlık statüsüne düşmesi olduğu ifade edilerek, İsrail’in bu amaç doğrultusunda Filistinli mülteciler, Yahudi yerleşim yerleri ve İsrail vatandaşı olan Filistinlileri yıldırma gibi politikalar izleyerek hedefini aşama aşama gerçekleştirmeye çalıştığı belirtilmiştir.

         Filistinliler, Doç. Dr. Mehmet Şahin tarafından, “100 yıldır direnen toplum’’ olarak ifade edilerek, mevcut koşullar altında verdikleri büyük mücadeleleri, günlük yaşamlarından örneklerle anlatılmış ve Ortadoğu’nun, Ürdün gibi, Müslüman ülkelerince yalnız bırakıldıkları; ancak mücadeleye bütün yoksunluklar altında dahi devam ettikleri belirtilmiştir.

         Suudi Arabistan irdelenirken, vahhabilik ve petrolün bu ülkenin tanımlanmasında iki temel faktör olduğu vurgulanmış, Suudi Krallığı’nın kuruluşu incelenirken meselenin ‘’Arap İsyanı’’ gibi yanıltıcı milliyetçi bir perspektifle ifade edildiği, hâlbuki söz konusu dönemde henüz Fransız Devrimi’nin dahi gerçekleşmediği ve milliyetçi saiklerle hareket edilmediği ifade edilmiş, İslam dünyasının siyasi, ideolojik vb. ayrımlarla değil, ancak ve ancak İslami anlayışla bölünebileceğinin altı çizilmiştir.

         Son olarak İran ele alınmış, İran dış politikasının ise tamamen dini saiklerle açıklanamayacağı belirtilmiş, bu iddia örneklerle somutlaştırılmıştır.

         Gerçekleştirmiş olduğumuz yuvarlak masa toplantısı, arkadaşlarımızın soruları ve Doç. Dr. Mehmet Şahin’in önerdiği okumalar ile son bulmuştur.

Paylaş:



Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile