Prof. Dr. Mehmet Karakaş ile Türkiye’de Eğitim Sorunlarına Dair Soruları Yanıtladı.

Stratejik Düşünce Enstitüsü bünyesinde gerçekleştirilen ‘’Geleceğin Akademisyenleri Yetişiyor ‘’ projesi çerçevesi kapsamında röportaj faaliyetinde bu haftaki konuğumuz Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet KARAKAŞ konuğumuz oldu.

Prof. Dr. Mehmet Karakaş ile Türkiye’de Eğitim Sorunlarına Dair Soruları Yanıtladı.

Röportaj: Eren Özorpak

Stratejik Düşünce Enstitüsü bünyesinde gerçekleştirilen "Geleceğin Akademisyenleri Yetişiyor"  projesi çerçevesi kapsamında röportaj faaliyetinde bu haftaki konuğumuz Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet KARAKAŞ konuğumuz oldu. Kendileriyle Türkiye’de eğitim sorunları ve dershanelerin kapatılması konusunu ele almaya çalışacağız.

Sorulara geçmeden önce kendileriyle Stratejik Düşünce Enstitüsü bünyesinde gerçekleştirilen  ‘’Geleceğin Akademisyenleri Yetişiyor ‘’projesi hakkında ne düşündüğünü sorduk?

 “Geleceğin akademisyenlerini yetiştirmek sadece üniversitelerin görevi değil hem sivil toplum kuruluşların hem de akademik çalışmalar yapan kurumların da desteklemesi ve pekiştirmesi gerekmektedir. Stratejik Düşünce Enstitüsü çatısı altında gerçekleştirilen bu proje de heyecanla karşılanması gereken bir projedir. SDE Akademi öğrencilerine bu yolda başarılar diliyorum

Bir akademisyen gözüyle geçmişten günümüze Türk eğitim sistemini nasıl yorumluyorsunuz?

“Soru geniş kapsamlı bir soru ancak özetle bir değerlendirme yapacak olursak; Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı mirası üzerine kurulan bir ülke. Birçok kurum, Osmanlıdan miras kalan düzen üzerine kurulmuştur. Bununla birlikte Cumhuriyet rejimi, Osmanlı’nın mirasının reddi üzerine kurulduğu için bazı kurum ve konuların yenilenmesi de söz konusu olmuştur. Bunların başında gelen kurumlardan biri de eğitim kurumudur. Bu anlayışla bir takım yenilikler gerçekleştirildi. Tevhid-i Tedrisat kanunu ile birlikte eğitim tek elden yürütülmeye başlandı. Bu doğrultuda eğitim kademeleri temel eğitim, orta öğretim ve yüksek öğretim şeklinde düzenlenmeye başlandı. Zaman içinde bu düzenlemeler değişti özellikle ortaöğretim ve ilköğretim düzeyinde sık sık değişimler yaşandı. Osmanlı’nın son yıllarında da aslında bu tarz değişiklikler vardı. Cumhuriyet döneminde de, Cumhuriyetin kuruluşundan 1950’lilere, çok partili hayata gelinceye kadar belli bir sistematik var. Zaman zaman farklı denemeler var; köy enstitüleri, öğretmen okulları gibi. 1950’lilerden sonra ise daha çok eğitim modelleri üzerinde yeni arayışlar içersine girildiğini görüyoruz. Bu arayışların bir kısmı sistem üzerinde etkisi olan uygulamalardı. Günümüzde özellikle son 20 yıl içerisine baktığımız zaman gerek orta öğretimde gerek yükseköğretimde sürekli olarak bir arayış söz konusu. Zaman zaman çeşitli yakınmalar var eğitim sistemine dair. Eğitim sisteminin yaşadığı ciddi sorunların üzerinde duruluyor. Bunların çözümü için öneriler ve projeler sunuluyor. Temel eğitim alanında 8 yıllık kesintisiz eğitim projesi böyle bir projeydi. Arkasından 4+4+4 olarak bildiğimiz temel eğitimi 2 döneme ayıran ilkokul, ortaokul ve ardından lise biçiminde yeni tamamen radikal bir değişikliğe gidildiğini görüyoruz. Türkiye’de eğitim konusunda dikkat çeken diğer bir konu da eğitimin siyasal tartışmaların odağında olmasıdır. Oysa eğitim bir sistem işidir. Belli bir sistem belirlendikten sonra bu modelin tıkandığı noktalar yeni ihtiyaçlar doğrultusunda restore edilir. Buna karşın sürekli radikal değişiklikler üzerinden denemeler yapıldığını görüyoruz. Bu da toplumun eğitim üzerinde denetlenmesi, kontrol edilmesi amacını ortaya koyuyor. Bu ise eğitim sisteminin doğasına zarar veriyor. Eğitimi, toplumun çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda bir sisteme kavuşturmak ve bu sistemi istikrarlı hale getirip zaman içersinde ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda restore etmek, güçlendirmek gerekiyor. Böyle bir milli eğitim politikasının olması gerekiyor. Bir milli eğitim politikasından söz ediyoruz ama bu milli eğitim politikası dediğimiz şey tam da bu sorunun ortaya çıkmasına zemin oluşturuyor. Tabi ki ülkeler çıkarları açısından kendi eğitim sistemlerini düzenleyebilirler; ancak bu düzenlemelerin toplum çıkarları ve evrensel gelişmeler ekseninde yapılmalıdır. Bu anlamda eğitim konusunda ciddi anlamda yol almamız gerektiğini söyleyebiliriz.

Son yıllarda eğitim alanında gerçekleştirilen projeler eğitim alanındaki aksaklıkların giderilmesinde ne kadar başarılı?

Az evvel de bahsettiğim gibi eğitimde meydana gelen gelişmeler ve bunun paralelinde ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda tabi ki yenilikler yapılması gerekir. Bunların belirli projeler kapsamında hem uzun vadeli hem kısa vadeli hedefleri ulaşma amacını taşımalıdır. Günümüzde teknoloji eğitimin vazgeçilmez unsurlarından birisi olarak  özellikle elektronik tabanlı çözümler uyarlamalar yapılmalıdır. Çünkü modern dünya eğitimi dijital ve teknolojik araçlar kullanarak yeni dönemin ihtiyaçlarını bu çerçevede karşılamaya çalışıyor. Türkiye’nin de bu tür projeler gerçekleştirmesi önemlidir. Fatih projesi öğrencilerin yeni dünyaya adaptasyonu açısından, yeni dünyanın imkân ve araçlarının eğitim alanında kullanılması takdir edilmesi, desteklenmesi gerekmektedir. Mutlaka eleştirilecek yanları vardır. Teknoloji başlı başına doğru ya da yanlış diyebileceğimiz bir şey değildir. Yanlış kullanırsa yanlış, doğru kullanılırsa doğru sonuçlar doğurabilecek bir araçtır. Fatih projesini teknolojik altyapı ya da bir proje olarak değerlendirdiğimiz zaman bunun kullanım biçiminin önemli olacağını söyleyebiliriz. Tabi öğretmenlerin bu sisteme ne kadar hazırlıklı olduğunu da gündeme getirmek lazım. Eğer bu konuda aksaklıklar varsa hizmet içi eğitim yoluyla öğretmenlerin bu sisteme adapte edilmesi gerekir. Yani siz eğitim ile ilgili bir proje getirirsiniz, öğrenciyi uyarlayabilirsiniz; çünkü öğrenci yeni eğilimleri takip ettiği için buna hızlı bir biçimde adapte olabilir. Ama öğretmenlerin de aynı biçimde adapte edilebilmesi için süreçler oluşturulabilmesi gerekiyor. Bu tür hazırlıklar yapıldıktan sonra projelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun dışındaki öteki projelere ve düzenlemelere baktığımızda, kitap desteği noktasındaki gelişmeler, projeler, öğretmen açığının giderilmesi noktasındaki çalışmalar olarak değerlendirilebilir.

Son günlerde gündemi yoğun bir biçimde meşgul eden konulardan biri de dershanelerin kapatılması konusu. Sizce dershaneler Türk eğitim sisteminde hangi boşlukları dolduruyor? Dershaneler Türk eğitim sisteminde neyin karşılığı?

Dershane meselesi güncel ve sorunlu bir mesele, ancak konuşulması gereken, üzerinde durulması ve üzerinde sonuç alıcı tartışmaların yapılması gereken bir meseledir. Baştan baktığımızda dershaneler neden ortaya çıktı? Öncelikle buna değinmekte fayda var. Dershanelerin Türk eğitim sisteminin patolojisi/hastalığı olarak ortaya çıktı. Türk eğitim sisteminin bıraktığı boşlukların neticesinde illegal olarak ortaya çıktı ama zamanla resmi prosedür ile birlikte milli eğitime entegre edildi. Dershanelerin ortaya çıkışı bile aslında bize bu durumun arızi bir durum olduğunu gösteriyor. Yani siz eğitim sisteminizde bir program, bir müfredat uyguluyorsunuz; bunun neticesinde öğrencileri bir sınava tabi tutarak üst seviyelere çıkarıyorsunuz. Ama sizin uyguladığınız müfredat ve verdiğiniz derslerin yeterli olmadığı inancıyla buna paralel bir yapılanma ortaya çıkıyor. İşte bu yapılanmaya dershane diyoruz. Bu anlamda baktığımız zaman dershane Türk eğitim sisteminin çözmesi gereken çok boyutlu bir sorunudur. Örneğin öğrencinin gelişimini ilgilendiren ve ailenin bütçesini ilgilendiren bir sorundur. Öte yandan Dershanelerin yapısal bir boyut kazandığı, resmi hüviyeti olduğu, yaygın bir şekilde paralelize olduğu için bir istihdam alanı haline geldi. Türkiye’de binlerce aile buradan geçimini sağlıyor. Dolayısıyla sistemin bir gerçeği haline dönüşmüş durumda. Bununla ilgili çözümler geliştirilirken bu boyutların her birinin dikkate alınması gerekiyor. Yani öğrenicinin gelişimini olumsuz yönde etkileyen kısmı, pedagojik açıdan değerlendirilmeli, ailenin gerçekten buna bir bütçe ayırması gerekir mi bu hususlarda değerlendirilmelidir. Yani eğitim kalitesine artı bir değer katıyor mu bu açıdan da yaklaşılmalıdır.

İlk noktadan baktığımız zaman dershanelerin çocuğun gelişimiyle ilgili olumsuz etkiler bıraktığı gerçek. Çünkü uzun öğrenciler süre milli eğitimin okullarında vakit geçiriyor, geri kalan boş zamanlarını da dershanelerde geçiriyorlar. Bu onların oyunlarından çalmak demektir. Çocukların boş zamanlarında sanatsal, sportif, sosyal faaliyetlerinden vazgeçmesi demektir. Bu da tabi ki çocukların ruhsal gelişimini, psiko-motor gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir durumdur.

Dershanelere, bir kalite, bir artı değer kazandırıyor mu açısından baktığımız zaman mutlaka bir katkı var. Bir bilgi aktarımı söz konusu, nihayetinde okulda anlatılan bilgilere paralel bilgiler anlatılıyor. Sınav sistemlerimiz teste yönelik olduğu için test tekniğinin geliştirilmesi noktasında katkısı var. Dershane bir değer yaratıyor ama ben bunun yaratıcı bir değer olduğunu düşünmüyorum. Rekabette kişiye avantaj sağlayıcı bir artı değer olduğunu söyleyebiliriz. Ailenin bütçesi açısından baktığımızda da gerçekten de önemli bir bütçe, özellikle dar gelirli aileler açısından rekabet etme noktasında ciddi zorluklar yaşanabilecek bir durum.

Dershanelerin kapatılması hususunda süreç toplum tarafından nasıl algılandı, toplumsal açıdan nasıl bir etkide bulundu toplum bu süreci doğru okuyabildi mi?

Toplumun doğal algıladığını söyleyemeyiz. Çünkü doğal tartışma ortamı oluşmadı. Bu tür kurumlarla ilgili radikal kararlar verildiği zaman belli bir tartışma zemini oluşturulması gerekir. Doğallığında bir tartışma olması için, tarafların eteklerindeki bütün taşları dökmesi gerekir. Bunlar tam anlamıyla yaşanmadı. Bir karşı pozisyon oluşturuldu. Bu pozisyon da, rasyonel bir pozisyon değildi; duygusal reaksiyonu yüksek bir tartışma ortamı oldu. Bu nedenle toplumda anında karşılıklı taraflar ortaya çıktı. Ancak toplumun dershanelerle ilgili algıları ve kanaatleri var. Siyasi partilerin seçim vaatlerine baktığınızda hemen hemen hepsi dershaneleri kapatma ya da dönüştürme gibi önerilerde bulunmaktadır. Mevcut iktidar partisinin de böyle bir vaadi bulunmaktaydı. Bu anlamda belki de bir vaadin gerçekleştirilmesi anlamına da gelebiliyordu. Dershanelerin kapatılması, ancak dershane lobisi grubu açısından baktığımızda ise bunun böyle algılanmadığını, işini kaybetme aşını kaybetme, bunun yanında bir takım toplumsal hizmet alanını kaybetme nedenlerini öne sürerek işin pedagojik boyutu göz ardı edilmiş oldu. Toplumun geniş kesiminin ihtiyaçları ve kanaatlerinin göz ardı edildiği bir konuda alınacak kararlar da, karşı argümanlarda çok sağlıklı olmayabiliyor. Türkiye siyasi konjonktüründe meydana gelen siyasi gelişmeler, bu tartışmayı biraz geri plana itti. Bu tartışma genel konjonktürün bir parçası haline geldi. Meselenin ana unsuru başka kanallarda ilerlediği için dershane tartışması toplum nezdinde çok büyük karşılık bulmadı. Oluşturulan siyasi pozisyonlara göre dershane kapatılsın ya da kapatılmasın denildi. Bana göre toplumun büyük çoğunluğunda dershanelerin kapatılıyor olmasından dolayı kiminde üstü kapalı, kiminde açık bir biçimde bir benimseme, kabul görme söz konusudur. Hatta bu gelişmeden dolayı bir sevinme durumu gibi kanaatlerin oluştuğunu da söyleyebilirim.

 Bu tartışmanın bu kadar sert biçimde cereyan etmesinin nedeni, kapatılmasın diyen grubun sesinin biraz fazla çıkması yüksek sesle bu konuyu başka argümanlarla ilişkilendirerek gündemde tutmalarından kaynaklanmaktadır. Biraz evvel de bahsettiğim gibi bütün siyasi partiler bu dershane olayına arızi bir gözle bakmaktaydılar.  Bununla ilgili bugün de gerçekten dershaneler bir ihtiyaçtır argümanı savunulmuyor. Savunulan argüman; bir açık mevcuttu biz bu açığı kapattık artık, dershanelere ihtiyaç kalmadı isterlerse uzun bir süre zarfında dönüşsünler şeklindeydi.

Toplum, nihai anlamda söylersek dershane konusunu doğal atmosferinde değil, farklı bir biçimde satın aldı, doğal ortamında tartışmadı. Siyasi konjonktür, sadece toplumun ana siyasal gelişmeleri üzerinde etkili olmuyor eğitim, ekonomi gibi birçok temel alanlarda da etkili oluyor.  İnsanımız bu tür konulara ana meseleden bakıyor ve öyle değerlendiriyor.

Paylaş:

Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile