Dünden Bugüne Anayasa Serüvenimiz

Genel tanımıyla anayasa, ülke üzerindeki egemenlik haklarının kullanım yetkisinin içeriğinde belirtildiği şekliyle devlete verildiğini belirleyen toplumsal sözleşmelerdir.

Dünden Bugüne Anayasa Serüvenimiz

Genel tanımıyla anayasa, ülke üzerindeki egemenlik haklarının kullanım yetkisinin içeriğinde belirtildiği şekliyle devlete verildiğini belirleyen toplumsal sözleşmelerdir. Bugünkü anlamda anayasa kavramı eski sanıldığı kadar eski bir kavram değildir. Bu kavram 1700’lerin sonlarında ortaya çıkmıştır. Yeryüzündeki ilk anayasa 1787 Amerika Birleşik Devletleri Anayasasıdır. İkinci anayasa 1791 Fransız Anayasasıdır. İlk anayasamız Kanun-u Esasi’nin 1876 yılında yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda diğer ülkelerden geç yapıldığı söylenebilir. Osmanlı’dan günümüze kadar beş defa anayasa yapılmıştır. Bunlar sırasıyla 1876 kanun-u esası, 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarıdır. 1921 ve 1924 anayasalarının resmi adı “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”dur.

Kanun-u Esasi 23 Aralık 1876 günü 2. Abdülhamit tarafından ferman ile ilan edilmiştir. Padişahın mutlak yetkisi az da olsa kısıtlanmıştır. Parlamenter monarşi tam anlamıyla kurulamamış olsa da mutlak monarşiden çıkılmıştır. 1921 Anayasası, 23 maddelik çerçeve anayasa şeklinde düzenlenmiştir. 1921 Anayasasında yargının düzenlenmemiş olması, vatandaşların temel haklarının siyasi otoriteye karşı gevence altına alınmamış olması ve tam bir anayasa sistematiği içinde hazırlanmamış olmasından dolayı tam bir anayasa olarak kabul edilmeyip anayasal belge niteliğindedir. 1921 Anayasasının temel amacı kurulan TBMM’nin meşru kılınmasıdır. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1924 Anayasası yapılmıştır.  1961 Anayasası, ise 27 Mayıs 1960 askeri darbe ürünü olarak yapılmıştır. En özgürlükçü anayasa olarak kabul edilir ama tam olarak uygulanamamıştır. 12 Mart Muhtırası ile 1971-1973 yılları arasında anayasanın birçok maddesi askeri otorite tarafından değiştirilmiş ya da kaldırılmıştır.

Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası yine asker eliyle askeri darbeden sonra yapılmıştır.1982 Anayasası, 12 Eylül 1980’de beş generalin hükümeti devirerek yönetime el koyması ve kurulan Milli Güvenlik Konseyi güdümünde antidemokratik bir şekilde hazırlanmıştır. 1982 Anayasası, 177 asıl madde ve 19 geçici maddeden oluşur. 1982 Anayasası, kazuistik (ayrıntılı) bir şekilde düzenlenmiş ve diğer anayasalara göre daha uzundur. 1982 Anayasası, değiştirilmesi adi kanunlardan daha zor usullere bağlı olan, “katı”  veya “sert” anayasadır. 1982 Anayasası, devlet yapısı içinde yürütme organını güçlendirmiştir ve cumhurbaşkanı yetkilerini demokratik parlamenter sistemin aksine gereğinden fazla bir şekilde artırmıştır. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasına göre daha az katılımcı bir demokrasi modeli benimsendiği genel olarak kabul edilmektedir. 1982 Anayasası, belli ölçüde despolitizasyonu, yani siyaseten uzaklaşmayı amaçlamıştır. 1982 Anayasasının ilk şekline göre, siyasi partilerin kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri yan kuruluşlar kurmaları; keza dernekler, vakıflar, sendikalar, kooperatifler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasi ilişki ve işbirliği içinde bulunmaları yasaktı. Aynı şekilde derneklerin, meslek kuruluşlarının siyasi faaliyete bulunulması yasaklanmıştı. Tüm yasaklar 1995 yılında yapılan anayasa değişikliği ile kaldırıldı. 1982 Anayasasında cumhurbaşkanı yetkilerinin artırılması ve anayasaya darbe yapanları koruyan geçici maddelerin konulması ile darbeciler, bu şekilde kendilerini koruma altına almışlardır. 1982 Anayasası militarist, yasakçı, antidemokratik, devleti kişiye karşı koruyan hikmeti hükümet devlet anlayışı ile ve kişinin hak ve hürriyetleri kısıtlanmış bir şekilde yapılmıştır. Yukarıda açıkladığımız şekilde hazırlanan anayasa, daha sonra her yeni gelen hükümet anayasa maddelerini değiştirmiş ya da en azından değiştirmeye çalışmıştır. 1982-2010 yılları arasında 1982 Anayasası tam 17 kez değiştirilmiş adeta yamalı bohçaya dönüşmüştür. Bu kadar değişikliğe rağmen halen günümüz koşullarında ihtiyaçlara cevap verememekte ve demokrasinin, hukukun gelişmesi önünde bir engel olarak durmaktadır.

Anayasalarda farklılık gösteren diğer unsurda değiştirilemez maddelerdir. 1876 ve 1921 anayasalarında değiştirilemez maddelere yer verilmemiştir. 1924 Anayasası’nda ”Türkiye Devleti bir Cumhuriyet’tir” maddesinin değiştirilmesinin veya kaldırılmasının teklif dahi edilemeyeceği belirtilmiştir. 1961 Anayasası’nda ise ”Devlet biçiminin Cumhuriyet olduğu değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” denilmektedir.  1924 ve 1961 anayasalarında bir madde için değiştirme yasağı getirilirken 1982 Anayasası ise bu konuda daha cömert davranmış ilk 3 maddenin değiştirilemeyeceğini 4.madde de belirtmiştir. 1982 anayasasında; “Devletin şekli”, “Cumhuriyetin nitelikleri”, “Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti” değiştirilemez unsurları olarak belirtmiştir. Özellikle 2.Madde de cumhuriyetin nitelikleri konusunda farklı yorumlara neden olmuş yıllardır süregelen bu tartışma halen devam etmektedir. Bu türden değiştirilmez hükümlere yer veren anayasalar arasında Avrupa Birliği üyesi olan bazı ülkelerin anayasaları da vardır. Fransa, İtalya, Almanya ve Portekiz bunlar arasındadır. Bunlardan Fransa ve İtalyan anayasaları (sırasıyla, m. 89/son, m. 139) hükümet şekli olarak cumhuriyetin değiştirilemeyeceğini öngörmektedir. Buna karşılık Alman ve Portekiz anayasalarının değiştirilemez hükümleri daha kapsamlıdır. İlkinde (1949 Anayasası, m. 79/3) temel haklara dayanma, demokratiklik, sosyal devlet, federalizm, anayasanın bağlayıcılığı ve direnme hakkına değiştirilemezlik sağlanmıştır. Portekiz’in 1976 tarihli Anayasası ise (m. 288), anayasa değişikliklerini uyulması gereken esasları gösteren hayli uzun bir değiştirilemez ilkeler listesi vermektedir ki bunlar neredeyse anayasal düzenin bütününün ilkeler halinde özetlenmiş bir şeklidir. Anayasada değiştirilemez maddelerin bulunması aslında bir temenniden ibarettir. Hegel’in belirttiği gibi “Anayasalar kendi zamanlarının çocuklarıdır. Hukuki metinler ne derse desin, hiçbir neslin, gelecek nesilleri ebediyen bağlama hususunda siyasî, felsefî ve ahlakî bir hakkı yoktur”. Prof.Dr. Ergun Özbudun’a göre ise; “Bir defa Türkiye’de ilk üç maddeyi değiştirilemez kılan irade demokratik biçimde ortaya çıkmış olan halk iradesi değildir. Bu konseyin ve 5 darbeci generalin iradesidir. Bunların 30 sene sonra kutsal bir metin gibi algılanması son derece müşkildir. Üstelik değişmez maddelerin dünya uygulamasında da normal bir usul değil istisnai bir usul olduğu açıktır”. Zamanla beraber toplumlar teknolojik, sosyal, ekonomik, olarak değişime uğrar bu yüzden anayasalara değiştirilemez maddeler koymak gelecek nesillerin iradesine ipotek koymaktır ve ahlaken etik değildir. Hiç kimse kendinden sonra ki nesillin haklarını sınırlayamaz çünkü sonraki neslin tarihsel şartları ve iradi beyanı ve faaliyetleri farklı olabilir. O zaman kendi şartlarına ve kendi iradelerine göre hareket etmesi ve isterlerse de anayasayı değiştirmeleri hem doğal hem de insanidir.

Özellikle anayasalarda başlangıç kısmına değinmek istiyorum çünkü sadece başlangıç kısmı bile anayasalar hakkında genel itibariyle fikirde bulunmamıza yardımcı olur. Başlangıç bölümü anayasaların yapılış nedenlerini, dayandıkları felsefeyi açıklayan ve edebi bir üslupla yazılan bölümdür. Anayasanın başlangıç bölümleri anayasaların zorunlu unsurları değildir. Türk anayasacılık geleneğinde anayasalara başlangıç kısmı yazma geleneği 1961 Anayasası ile başlamıştır. 1876, 1921 ve 1924 anayasalarında bir başlangıç kısmına yer verilmemiştir. Başlangıç kısmına ye veren dünya anayasalarında, genellikle insan onuru, insan hakları, adalet, toplumun birliği ve bütünlüğü, hukukun üstünlüğü ve demokrasi gibi birtakım evrensel ilkelere yer verilmektedir. Ülkemizde ise anayasaların başlangıç bölümlerinde devlet otoritesinin kutsallığı, bu otoritenin hangi sebeplerle ve amaçlarla nasıl güçlendirilmesi gerektiği şeklinde birey ve onun hürriyetleri karşısında devleti tercih eden ifadelere yer vermiştir. Nitekim 1961 Anayasasının başlangıç kısmına göre; “Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti” cümlesinden anlaşılacağı üzere yapılan askeri darbe meşru kılınmak istenmiştir. 1982 Anayasası başlangıç kısmı, 1961 Anayasasının başlangıç kısmına göre daha uzundur. 1982 Anayasasının başlangıç kısmında “Türk Milleti”, “Yüce Türk Devleti”, “Atatürk Milliyetçiliği” gibi ibareler kullanılmış bireyden çok devlet ön plana çıkarılmıştır. İnsan hakları, insan onuru, bireyin hak ve hürriyetleri geri planda bırakılmış devlettin kutsallığı ön planda olup belli bir milliyetçiliğe, resmi ideolojiye dayandırılarak hazırlanmıştır.

Anayasalarda farklılık gösteren bir diğer unsur meclis sayılarıdır. 1876 ve 1961 anayasalarında çift meclis öngörülmüş, 1921, 1924 ve 1982 anayasalarında ise tek meclis öngörülmüştür.  

 

Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti kuruluşuna ve son olarak yapılan 1982 Anayasasına kadar geçen yüz yıllı aşkın sürede yapılan anayasalara baktığımızda; Kanun-u Esasi tek taraflı mutlak üstün bir otorite tarafından yapılmış, 1921 ve 1924 anayasaları yönetimdeki asker kökenli kişiler tarafından yapılmış, 1961 ve 1982 anayasaları da askeri darbelerin sonucu olarak yapılmıştır. Yapılan tüm anayasalarda sivil halk dikkate alınmamış ve halkın seçtiği meclis tarafından yapılmamıştır. Darbelerin en büyük eseri anayasalardır ve izlerini yapmış oldukları anayasa ile devam ettirirler. Avrupa’da faşist diktatörlük rejimlerinin sonra ermesi ile yeni sivil iradeye dayanan demokratik anayasalar yapılmış, geçmişin izleri silinmeye çalışılmıştır. Avrupa’ya baktığımızda 2. Dünya Savaşından sonra İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler’in faşist diktatörlük rejimlerinin sona ermesi ile İtalya’da 1947’de, Almanya’da 1949’da yeni demokratik anayasalar yapılmıştır. Keza İspanya’da Franco, Portekiz’de Salazar diktatörlükleri devrildikten sonra İspanya 1978’de, Portekiz’de ise 1976’da halkın iradesine dayanan yeni demokratik anayasalar yapılmıştır. Demokratik, hukuk devletlerinde olduğu gibi ancak militarist anayasalar kaldırılarak halkın meşru temsilcilerinin katılımıyla sivil anayasa yapmakla demokratik, hukuk devleti olma yoluna gidilebilir. Darbelerle yüzleşmeden, darbelerin izlerini ortadan kaldırmadan demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adaletten söz edilemez; bu ancak insan haklarına dayanan, insan onurunu, bireyin temel hak ve hürriyetlerini koruyan, resmi ideolojilerden arındırılmış ülkenin tüm vatandaşlarını kapsayan yeni sivil demokratik anayasa yapmakla mümkündür. Ancak şu yanlışa da düşmemek gerekir; yeni anayasa yapılırsa tüm sorunlar çözülecek ya da her şey bir anda değişecek gözüyle bakılmamalıdır sonuçta tüm sorunların çözüleceği yer anayasa değildir. 

                                                                                                                                                          ABDULLAH ELİNÇ

                                                                                                                                          KKÜ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİ

 

Kaynakçalar

Prof. Dr. Kemal GÖZLER – Anayasa Hukukuna Giriş 

Prof. Dr. Kemal GÖZLER – Anayasa Hukuku Dersleri

Yard. Doç. Dr. Adnan KÜÇÜK – Anayasa Hukuku

Prof. Dr. Faruk BİLİR - Anayasada Başlangıç Bölümü Olmalı Mı?

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan -  Anayasanın Ruhu Değişmez Maddeleri

Paylaş:

Yorumlar

Henüz yorum eklenmemiş..

Yorum Ekle




  • Yenile